Nasıl yaşayacağını bir Orman’dan öğrenmediysen bu yazıyı okuma.
Ormanda bir ağaç kesildiğinde diğer ağaçlar mağdur durumdaki ağaca yardım için el uzatır ve kökleri aracılığı ile su, şeker ve diğer hayat kurtaran besinleri mağdur ağaca gönderirler. Komşu ağaçlardan gelen sürekli su damlası, kütüğü onlarca, yüzlerce yıl canlı tutabilir. Ve ağaçlar bunu sadece kendi türleri için değil, diğer türdeki ağaçlar için de yaparlar. Neden mi? Çünkü kendilerinden farklı olsalar bile tüm ormanın sağlıklı olmasının aynı zamanda kendi sağlıklarını etkilediğini bilirler. Sizce ağaçların bizden daha uzun vadeli, sağduyulu düşünebilmesi mümkün mü?
İddia ediyorum evet mümkün. Göçler kuşağına yüzbinlerce yıldır ana kucağı olmuş Anadolu’da bu evrensel kurala örnek bir tarihi geçmişe de sahiptir. Hatta bu coğrafyada başka bir milletin ‘binlerce yıl kendinden söz ettirerek’ tutunamamasının sebebi de bu iken, ne oluyor da köklerimizden, doğaya uyumlu yaşam felsefemizden an be an kopuyoruz veya koparılıyoruz?
Çünkü ilhamımızı kaybediyoruz ve ilham ile çalışmayan halkın eylemi kölelik olduğu anlayışından uzaklaştırılıyoruz. Çünkü çalışmak ile üretmek aynı şey değil unutuyoruz. Üretebilenler ancak ve ancak ‘’toplumsal nitelikli fayda’’ prensibi edinenlerden çıkar.
Bir şehir ne kadar üretimsiz ise, o kadar şikayetçi, eleştiri yanlısı ve basit tüketim konusunda kendi çöküşü ile yarışır. Üreten ve hızlı çalışan insanları temsil edenler ‘’kapitalist düzene kendini teslim etmiş tüketen kitleler’’ ile arasına derin mesafeler koymaya başlamış durumda. Sanırım bu durum kişileri, ormanda ki ağaçtan saymak yerine, zararlı bitki muamelesine dönüştürüyor. Tabii buda başka biz pozitif ayrımı getiriyor. Ve hatta üretken kesim ‘sadece’ tüketen ve görsel algıda olan kesime Homo Videns demeye başlamış bile. Ben bu kimse robottan hallice demeyi seçiyorum.
Peki, bu türleri nasıl tanırız? Sahte kahramanlar, hep dünyayı kurtaranlar. Emperyal Ispanağı yiyip kas yapanlar. Duyguyu ezberleyenler. Halka inmek tabirini yaratanlar. Reklam ve haber manipülasyonları yaratanlar. Sanatçı zannedilip, zanaatçı olanlar. Yazar olarak ödül alıp ideoloji dayatarak ve sizin paranızla, size komplo kuranlar. Yardım yapmak bahanesiyle kendi tarikatlarını besleyenler. Misyonerlikle görece –yoz modern- dünyanın kapısını size ardına kadar açanlar. İmtiyazlı anlaşmalar ile başarı vaatli kariyer sunanlar... Her edebi dil kullanan yazar ve akademisyen olmadığı gibi, kurmaca sahnedekiler de sanatçı değildirler tıpkı her siyasetçinin yasal sayılmayacağı gibi. Bazı kitle ve kurumlar kan emici kene gibi tüketimin dev kadrosuna hizmet ederler. Bugünün tüketim içerikli çalışma prensibine girmiş olmak elbette sadece halkın seçimi değil. Egemen erklerin gerek atama usulü gelmeleri gerekse zafiyetleri ‘’hatta seçilmiş olsalar dahi yeteneksizlik, yetersizlik ve hizmetsizlik halinde olmaları en büyük açık denebilir. Kısaca bizler için siyasete bel bağlamayı bırakmanın ve halkın kendi aklını kullanmasının zamanı geldi, geçiyor da diyebiliriz.
Bu yeni türde yer almak istemeyenlere tavsiyem; bize sürekli neyi-nasıl tüketeceğinizi öğretenlere karşı neyi nasıl üreteceğimizi anlatmak olmalı. Asıl soru nasıl üreteceğimizi öğretmek ve öğretmekte. Üretim kaynakları konusunda fikir sahibi olanların halk ile dayanışma hizmeti vermesi ile başlanabilir mesela. Buna bilgide dayanışma diyebiliriz. Çalışmak ile boşa çalışmak, çalışmak istemekle ne için çalışacağına dair ilhamı baştan yazabiliriz. Ve asıl üzerinde durulması gereken ez cümle de bu sanırım. Kendimizi -bir değer olarak geleceğe aktarılan bir kaynak- olarak görmek önemli. Eskiden olduğu gibi, yaratıma dair ne biliyorsak -kişisel fayda gözetmeksizin- sıkılmadan, saklamadan, gizlemeden tüm bilgimizi en yakınımıza öğretmekle motive olabiliriz. Bunu sadece okullardan ve uzmanlardan beklememek bize sadece zaman kaybettiriyor ve zaten maniplede ediliyor. Kısaca yeni köy enstitülerini kendi içimizde yaratabiliriz. İlhama ulaşmak hukuk için sözde kalan bir eylem olabilir. Lakin halk için yaşamsal bir gerçektir. Burada dikkat edilmesi gereken tek şey, başkasını kendimize dönüştürmek olmamalı. Kendinizi (hikâyede geçen) ormanın sağlığını düşünen o ağcın sağ duyusunda görebilmeyi amaç etmeliyiz.
2024 ''Da Vinci's Demons'' filminin gerçek olduğu zamana girdik sanırım. İnançlarınız kime hizmet edecek sorusuna yanıt arasak iyi olur. İyinin kötüye, kötünün iyiye, iyinin iyiye, kötünün kötüye hizmetine tanık olacağız. Sanrılarınız mı, bilgeliğimiz mi açığa çıkacak ve bunu kim kullanacak?
Yanılmadan, yanıltmadan, şaşırmadan, şaşırtmadan yaşamak dileği ile;
Simge ERCİYAS / Hür Düşünce Hareketi Genel Başkan Yardımcısı